7.09.2012

Sarımsak ve Maydanozlu Patlıcan Dilimleri
...Minik Bir Yolcu Geçti Hayatımızdan...

CLICK FOR ENGLISH "Grilled Eggplant with Garlic and Parsley"
PER ITALIANO "Melanzane Grigliate con Aglio e Prezzemolo"



Biz saldık, o da gitti.
Çok hızlı gelişti olaylar. Geri dönmesini asla istemiyorduk ama kimbilir belki de kalbimizin derinliklerinde küçük bir umut da taşımışızdır kendi kendimizle çelişerek.

Ona nedense hep erkek bir kuş gözüyle baktık, gerçek cinsiyetini asla bilmedik, bir önemi de yoktu zaten bizim için.

Kendisiyle tanışalı henüz bir ay olmuştu. Onu bulduğumuzda öyle ufak tefek ve öylesine savunmasızdı ki yürüyemiyordu bile. Tam anlamıyla bir tüyü bitmemiş yetimdi. Yanımıza aldıktan sonra hızla toparladı kendini, tüylendi, yürümeye, yemeye, ötmeye, uçmaya ve nihayet oraya buraya çarpmadan uçmaya başladı.


Bakımı pek kolay sayılmazdı.
Bir kere, istisnasız her yere pisliyordu uçarken.
Ayrıca çok sık acıkıyordu, belirli bir sürenin üzerinde evde olamayacağımız zamanlarda bakımını üstlenmesi için birine ricada bulunmamız gerekiyordu. Neyse ki yakınımızda nazımızın geçtiği, hayvansever kişiler vardı.
Canlı kurtla besleniyordu ki kolaylıkla bulunan bir şey değildi bu. Pet shop ya da av malzemeleri satan dükkanları bir bir gezmek icap ediyordu, nihayet bulduğumuzda ise büyük miktarda alamıyorduk çünkü kısa bir süre sonra ölüyorlar ve çok fena kokuyorlardı.
Elle beslememiz gerekiyordu ve bu da gün boyunca defalarca fiziksel temas kurmak anlamına geliyordu. Temas demek alışmak demekti.
Bir isim koymak istemedik en başta, isim koymak sahiplenmek olurdu çünkü, bir kişilik, bir benlik kazandırarak iyiden iyiye kanıksamak, körü körüne bağlanmak olurdu. Ev kırlangıcı olarak anılsa da türü, göçmen bir kuştu o, özgür göklere aitti, gezip görecek çok yeri öğrenecek çok şeyi vardı. 
Renginden hareketle ‘Nerino’ diye sesleniyorduk ona, bir süre sonra adını soranlara Nerino diye yanıt verir olduk ve öyle kaldı ismi..






Zaman akıp gitti. Biz ona alıştık o bize. Uçuşlarının ardından başımıza konmaya başladı. Hep yakınımızda, kafamızda, omzumuzda, elimizde olmak istiyor, ne vakit ayak sesimizi ya da bizzat sesimizi duyacak olsa, yanımıza gelmek için can atar halde çağırıyordu. Bu yoğun ilgi ve sonsuz güven bir yandan çok ürkütse de bizi (insanlara çok alışır ve kendi doğasından uzaklaşır diye korkuyorduk), diğer yandan yüreğimizin derinliklerine dokunarak mutluluk veriyordu. Belki bencil bir duygu gibi algılanabilirdi bu ancak bu kadar yakın ilişki içinde bulunduğunuz böylesine sevimli bir şeye kayıtsız kalamıyordunuz.




Daha önce 5 tane muhabbet kuşumuz olmuştu (ki onlar da apayrı bir hikayedir) ama O, daha bir farklı dokundu yüreğimize. Duyguların henüz çok taze olmasından mı yoksa sürekli bir fiziksel temasın sonucu mu bilmem, bir başka sevdik sanki onu.

İlk andan itibaren doğaya geri bırakmaya niyetli ve kesin kararlıydık. Belirsiz olan tek şey bunun ne zaman olacağıydı. Uçmaya bir başlasın bırakırız diyorduk. Uçmaya başladı. Biraz daha geliştirsin uçuşunu, sağa sola çarpmasın dedik. Geliştirdi. Artık zamanı geldi diyecek gibi olduk yağmur yağdı birkaç gün, kıyamadık, erteledik. Nihayet 5 Ağustos Pazar gününde karar kıldık. Hava güzeldi, şartlar müsaitti, o hazırdı, biz de hazırdık, en azından öyle olduğumuzu düşünüyorduk.

Nerede bırakalım diye düşünüp taşındıktan sonra en uygun yerin onu tam bulduğumuz yer olacağına karar verdik. Orada pek çok kırlangıç yuvası görmüştük. Hem neden olmasındı, bize de yakındı.

Aynı gün, onu salmamıza çeyrek kala, daha önce kendisinden hiç duymadığımız bir ton ve şekilde öttü. Bunu artık hazır olduğuna ve belki de bize kendince veda ettiğine yorarak, basit bir biyolojik değişime romantik bir anlam yükler halde bulduk kendimizi.

Onu taşır halde indim merdivenlerden. Her zamanki gibi sessiz, sakin ve huzurluydu ellerimde. Kendisini tam bulduğumuz noktada durduk. Ne yapacağını çok merak ediyorduk. Bizim balkon haricinde ilk kez gün ışığına çıkıyordu çünkü. Etrafına bakındı merakla, çatıların hemen altına tutturulmuş yuvalara, havada uçuşan kuşlara, ama hep yükseklere hep göklere baktı durdu. Gitmedi. Biraz daha gözlemleyip görmesini, içindeki doğanın uyanmasını istedim. Bekledim. Aynı anda bir yandan ‘ya hiç gitmezse’ diye korktum bir yandan ‘ya giderse’ diye. Etrafını inceledi, kendini uzun bir uçuşa hazırlarcasına kanatlarını oynatmaya başladı, ama gitmedi. Belki küçük bir iteleyişe ihtiyacı vardı, hazır olduğuna dair yüreklendirilmek istiyordu. Evde, başıma konduğu zamanlarda elime alıp hafifçe havaya fırlatırdım uçmayı öğrensin diye. O geri dönüp tekrar konardı başıma, ben alıp tekrar atardım havaya. Az buz değil Afrika’ya göçermiş bu kuşlar. Miniminnacıklığına ve savunmasızlığına bakıp korkardım onca yolu nasıl uçar diye, dolayısıyla mümkün olduğunca idmanlı olsun isterdim.




O gün de nazikçe fırlattım havaya. Geri dönmesi halinde planlarımız hazırdı. Ama dönmedi...Virajı dönüp görüş alanımızdan çıktı. Öyle alçaktan uçuyordu ki koşarak köşeyi döndüğümüzde oracıkta duvarın dibinde buluruz sandık. Ama yoktu. Yer yarılıp içine girmişti sanki, sırra kadem basmıştı.

Ste, yan binanın çatısının altındaki yuvalardan birini göstererek, yuvanın içine ya da üzerine değil de tam yanındaki duvara tutunmuş yuvaya doğru bakmakta olan bir kırlangıcı işaret etti bize. Onun kendisine yeni bir yuva arayışı içindeki Nerino olabileceğini düşündük. Elbette bundan hiçbir zaman emin olamayacaktık. 

Uzun bir süre etrafımıza baktık, bekledik. Yuvalarına girip çıkan pek çok kırlangıç gördük. Tüm kalbimizle 'Nerino'cuğu da aralarına kabul etmelerini, bizim öğretemediklerimizi öğretip bizim koruduğumuz kadar koruyup kollamalarını diledik. Ağladım... 
Özgürlüğe kanat çırpma anının nerede, ne zaman, nasıl olacağı konusunda çok düşünüp taşınmıştık ama herşey, daha biz tam idrak edemeden biranda olup bitivermişti. Kuş olup uçtu derler ya hani, aynen öyle olmuştu.. 
Kuş olup uçmuştu...



Aynı gün tesadüf bu ya Frecce Tricolori tarafından gerçekleştirilen bir hava gösterisini izlemek üzere yola çıkmış arabada giderken, yine tesadüfen çalmaya başlayan ve sözleri...
"I believe I can fly...
I believe I can touch the sky...
I think about it night and day...
Spread my wings and fly away"(*) şeklinde ilerleyen şarkıyı duyunca gözlerimden tekrar yaşlar süzülmeye başladı. Tesadüfün bu kadarı da fazlaydı artık.
(*) İnanıyorum uçabileceğime...Gökyüzüne dokunabileceğime...Gündüz gece hep bunu düşünüyorum...Kanatlarımı açıp uzaklara uçabilmeyi...

İyi uçuşlar dedim içimden... İyi yolculuklar...




----------

Bazı tariflere tarif demeye bin şahit ister ya, bu da onlardan biri.
Patlıcanı hiç bu şekilde hazırlamayı denediniz mi bilmiyorum ama eğer denemediyseniz çok şey kaybediyorsunuz bence. Zevkler ve renkler tartışılmaz o ayrı tabi.

Adet yerini bulsun diye ölçü de belirttim ama aşağıda da göreceğiniz gibi fazla ölçü gerektirecek bir tarif değil bu. Yine de yaparken patlıcan ve maydanozu tarttım.

Küçük bir tavsiye, kaliteli bir sızma zeytinyağı kullanırsanız lezzetine lezzet katarsınız.

Malzemeler:
750gr bostan patlıcanı
20gr maydanoz yaprağı (yıkanıp kurulanmış)
1-2 diş sarımsak (ben iki küçük diş kullandım)
Sızma zeytinyağı
Tuz
Yapılışı:

  • Patlıcanları yaklaşık 1cm dilimler halinde kesin. Üzerlerine tuz serperek yaklaşık yarım saat kadar bekletin.


  • Patlıcan dilimlerini akar su altında yıkayıp süzün. Temiz bir mutfak bezi üzerine alın. Kağıt havlu yardımı ile dilimlerin her iki yüzünü de tamponlayarak kurulayın. 
  • Maydanoz ve sarımsağı 5 saniye 7 Hız doğrayın.
  • Çok az yağladığınız grill tavayı ısıtın.
  • Patlıcan dilimlerinin her iki yüzünü de orta-yüksek ateşte pişirin. (Ben her bir yüzünü yaklaşık 2 ilâ 3 dakika pişirdim. Siz de elinizdeki patlıcanlara göre pişme süresini ayarlayın. Gereğinden fazla pişirmemeye özen gösterin)

  • Pişen dilimleri bir kaba alarak tek sıra halinde dizin.


  • Üzerlerine maydanoz-sarımsak karışımı serpin. Az tuz serpip biraz da zeytinyağı gezdirin.


  • Kalan dilimleri de aynı şekilde pişirmeye devam edin. Önceki dilimlerin üzerine yine tek sıra halinde dizip maydanoz-sarımsak ve tuz serperek zeytinyağı gezdirin.
  • Tüm patlıcanlar bitene kadar bu şekilde devam edin.


  • Patlıcanlar oda sıcaklığına indiğinde kabın kapağını kapatıp buzdolabında birkaç saat dinlendirin. Soğuk servis yapın.

Afiyet olsun...


Bu şekilde pişirdiğiniz patlıcanları pek çok farklı biçimde servis yapabilirsiniz.
- Et, tavuk ya da balık yemeklerinin yanına eşlik edebilir.
- Meze olarak ya da kahvaltıda tüketilebilir.
- Sandviç ve pide arasında kullanılabilir.
- Salatalara eklenebilir.
- Soğuk makarna ya da pirinç salatası hazırlarken kullanılabilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder